We provide specialized winterization services to safeguard your pool during the off-season, and when spring arrives, we handle the thorough opening process.

Anlaşmalı Boşanma Davası

Anlaşmalı Boşanma Davası

Anlaşmalı boşanma davası, evlilik birliğini sona erdirmek isteyen eşlerin boşanmanın hukuki ve mali sonuçları konusunda ortak bir iradeye ulaşmasıyla yürütülen boşanma sürecidir. Çekişmeli boşanma davalarına kıyasla uyuşmazlıkların önceden çözüme kavuşturulması, yargılama sürecinin daha hızlı ve taraflar açısından daha az yıpratıcı ilerlemesine imkân sağlayabilir. Ancak davanın anlaşmalı olarak sonuçlanabilmesi için yalnızca eşlerin boşanmak istemesi yeterli değildir; kanunda öngörülen şartların sağlanması ve tarafların hazırladığı anlaşmalı boşanma protokolünün hâkim tarafından uygun bulunması gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir?

Anlaşmalı boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenen ve eşlerin boşanma ile boşanmanın sonuçları üzerinde anlaşmasına dayanan dava türüdür. Bu yöntemde eşler boşanma konusunda ortak irade gösterirken nafaka, tazminat, çocukların velayeti ve kişisel ilişki gibi boşanmanın sonuçlarını da anlaşmalı boşanma protokolü ile düzenler.

Kanuni şartların sağlanması hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilir. Bununla birlikte hâkim, tarafların iradelerini serbestçe açıkladığına kanaat getirmeli ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeleri uygun bulmalıdır. Bu nedenle tarafların anlaşması önemli olmakla birlikte nihai boşanma kararını mahkeme verir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Anlaşmalı boşanma davası, eşlerden birinin hazırladığı dava dilekçesiyle mahkemeye başvurması ve diğer eşin davayı kabul etmesi ya da eşlerin birlikte başvurması yoluyla açılabilir. Başvuru sırasında anlaşmalı boşanma dilekçesiyle birlikte tarafların üzerinde uzlaştığı ve imzaladığı anlaşmalı boşanma protokolünün de dosyaya sunulması gerekir.

Dava, görevli ve yetkili mahkemeye başvurularak açılır. Fiziki başvurularda adliyedeki ilgili birimler üzerinden dosya işlemleri gerçekleştirilirken elektronik ortamda dava açma imkânına sahip kişiler, UYAP üzerinden de dava açabilir. E-imza sahibi vatandaşlar ile avukatlar UYAP üzerinden hukuk davası açabilmektedir. Dava dilekçesi, tarafların imzaladığı protokol ve başvuru kapsamında gereken diğer belgelerin eksiksiz hazırlanması sürecin usule uygun şekilde ilerlemesi açısından önem taşır.

Mahkemeye yapılan başvurunun ardından dosya kaydı gerçekleştirilir ve mahkeme tarafından duruşma günü belirlenir. Anlaşmalı boşanmada tarafların protokoldeki düzenlemeleri kabul ettiklerini ve boşanma iradelerini duruşmada hâkim karşısında bizzat açıklamaları gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Davasını Kimler Açabilir?

Anlaşmalı boşanma davasında eşlerin mutlaka birlikte davacı olarak hareket etmesi gerekmez. Eşlerden biri davayı açabilir ve diğer eş açılan davayı kabul ederek anlaşmalı boşanma iradesini ortaya koyabilir. Bunun yanında eşlerin birlikte mahkemeye başvurması da mümkündür.

Her iki durumda da anlaşmalı boşanmanın temelinde tarafların boşanma ve boşanmanın sonuçları konusunda ortak iradesi bulunur. Taraflardan birinin boşanmayı veya üzerinde anlaşılan şartları kabul etmemesi durumunda davanın anlaşmalı boşanma hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılması mümkün olmaz.

Anlaşmalı Boşanma Davası Şartları

Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi belirli şartların birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Tarafların yalnızca boşanmak konusunda anlaşması yeterli olmadığından, dava açılmadan önce kanuni koşulların karşılanıp karşılanmadığının değerlendirilmesi gerekir.

  • Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır. 

Evlilik tarihinden itibaren bir yıllık kanuni süre tamamlanmadan TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

  • Eşler birlikte başvurmalı veya bir eş diğerinin açtığı davayı kabul etmelidir. 

Tarafların boşanma konusunda karşılıklı ve uyumlu irade göstermesi gerekir.

  • Taraflar duruşmada bizzat hazır bulunmalıdır. 

Hâkimin eşleri bizzat dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir.

  • Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda anlaşılmalıdır. 

Nafaka, tazminat ve varsa ortak çocukların durumuna ilişkin hususlar taraflarca açık biçimde kararlaştırılmalıdır.

  • Anlaşmalı boşanma protokolü hâkim tarafından uygun bulunmalıdır. 

Tarafların anlaşması tek başına yeterli değildir; hâkim özellikle çocukların menfaatlerini de dikkate alarak düzenlemeleri denetler.

Bu şartlardan birinin bulunmaması davanın anlaşmalı boşanma şeklinde sonuçlandırılmasını engelleyebilir. Bu nedenle özellikle protokolün açık, uygulanabilir ve tarafların gerçek iradesini yansıtacak şekilde hazırlanması önemlidir.

Anlaşmalı Boşanma Kararı Verilebilmesi için Zorunlu Unsurlar

Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için eşlerin yalnızca boşanma konusunda ortak irade göstermeleri yeterli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi kapsamında tarafların boşanmanın mali sonuçları ile varsa ortak çocukların durumu konusunda anlaşmaları ve hâkimin yapılan düzenlemeleri uygun bulması gerekir.

Bu kapsamda maddi ve manevi tazminat, nafaka, çocuğun velayeti ve velayet kendisine bırakılmayan ebeveyn ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişki gibi konuların açık ve uygulanabilir şekilde düzenlenmesi önem taşır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini dikkate alarak gerekli gördüğü değişiklikleri taraflara önerebilir; bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi hâlinde anlaşmalı boşanma kararı verilebilir.

Anlaşmalı Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat

Tarafların boşanma nedeniyle birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talep edip etmediklerinin anlaşmalı boşanma protokolünde açıkça belirtilmesi gerekir. Tazminat ödenmesi konusunda anlaşılmışsa tazminatın türü, miktarı, ödeme zamanı ve varsa ödeme şekli tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlenmelidir.

Tarafların birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmayacak olmaları hâlinde de bu iradenin açıkça protokole yansıtılması önemlidir. Özellikle hangi tazminat taleplerinden vazgeçildiği belirtilmeden kullanılan genel ifadeler, protokolün kapsamı konusunda ileride hukuki uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde tazminata ilişkin kabul veya vazgeçme beyanları önemli hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle tarafların tazminat haklarına ilişkin iradelerinin açık, bilinçli ve herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde protokole geçirilmesi gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Nafaka

Anlaşmalı boşanmada tarafların nafakaya ilişkin iradelerini de açık şekilde ortaya koymaları gerekir. Eşlerden biri lehine yoksulluk nafakası kararlaştırılmışsa nafakanın miktarı, ödeme zamanı, ödeme yöntemi ve kararlaştırılmış olması hâlinde ilerleyen dönemlerde uygulanacak artış oranı veya artış yöntemi protokolde açıkça belirtilmelidir.

Ortak çocuk bulunması durumunda çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçlarına katkı amacı taşıyan iştirak nafakası ayrıca değerlendirilmelidir. İştirak nafakasının hangi ebeveyn tarafından, hangi miktarda ve ne şekilde ödeneceğinin açıkça kararlaştırılması, protokolün ilerleyen dönemde uygulanabilir olması bakımından önem taşır.

Tarafların nafaka konusunda anlaşması hâkimin özellikle çocuklara ilişkin düzenlemeleri denetleme yetkisini ortadan kaldırmaz. Hâkim, iştirak nafakasına ilişkin düzenlemeyi çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı çerçevesinde değerlendirerek gerekli gördüğü takdirde taraflara değişiklik önerebilir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Çocuğun Velayeti

Ortak çocuk bulunması hâlinde velayetin hangi ebeveyne bırakılacağı, anlaşmalı boşanma kapsamında karara bağlanması gereken temel konulardan biridir. Eşlerin velayet konusunda vardıkları mutabakatın anlaşmalı boşanma protokolünde açık ve herhangi bir tereddüde neden olmayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.

Bununla birlikte tarafların velayet konusunda anlaşmış olması hâkimin bu düzenlemeyle mutlak biçimde bağlı olduğu anlamına gelmez. Velayete ilişkin değerlendirmelerde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Hâkim; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, eğitim ve yaşam koşulları ile somut olayın özelliklerini dikkate alarak protokoldeki velayet düzenlemesini değerlendirir.

Tarafların üzerinde anlaştığı velayet düzenlemesinin çocuğun üstün yararına uygun bulunmaması hâlinde hâkim gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Dolayısıyla protokol hazırlanırken yalnızca anne ve babanın talepleri değil, çocuğun mevcut ve gelecekteki menfaatleri de dikkate alınmalıdır.

Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulması

Velayetin ebeveynlerden birine bırakılması durumunda diğer ebeveyn ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin de anlaşmalı boşanma protokolünde açık şekilde düzenlenmesi gerekir. Kişisel ilişkinin amacı, velayet kendisine verilmeyen anne veya babanın çocukla bağını sürdürebilmesini sağlarken aynı zamanda çocuğun üstün yararını korumaktır.

Görüşme günlerinin yalnızca “uygun zamanlarda” veya “tarafların anlaşacağı tarihlerde” şeklinde belirsiz ifadelerle düzenlenmesi ilerleyen dönemde uygulama sorunlarına ve yeni uyuşmazlıklara neden olabilir. Bu nedenle hafta sonları, bayramlar, yarıyıl ve yaz tatilleri gibi dönemlerin yanı sıra görüşmenin başlangıç ve bitiş zamanlarının da mümkün olduğunca açık ve uygulanabilir şekilde belirlenmesi önem taşır.

Tarafların kişisel ilişki konusunda anlaşmış olması da hâkimin denetim yetkisini ortadan kaldırmaz. Hâkim, öngörülen görüşme düzenini çocuğun yaşı, eğitimi, günlük yaşamı ve diğer somut koşullar çerçevesinde değerlendirerek çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını inceler.

Anlaşmalı Boşanma Davasında İsteğe Bağlı Hususlar

Anlaşmalı boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçları ve varsa ortak çocukların durumuna ilişkin zorunlu düzenlemelerin yanı sıra tarafların iradelerine bağlı olarak farklı konulara da yer verilebilir. Özellikle mal rejiminin tasfiyesi, ev ve şahsi eşyalar ile ziynet eşyalarının durumu gibi boşanmanın fer’î sonuçları kapsamında değerlendirilmeyen hususlar, tarafların bu konularda da uyuşmazlığı sona erdirmek istemeleri hâlinde protokolde ayrıca düzenlenebilir.

Bu tür hükümlerin protokole eklenmesi, boşanmanın ardından aynı konular hakkında yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını önlemek açısından önem taşıyabilir. Bununla birlikte tarafların hangi hak üzerinde ne şekilde anlaştıkları açıkça belirtilmeli; kapsamı belirsiz, genel veya farklı yorumlara elverişli ifadelerden kaçınılmalıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Mal Paylaşımı

Mal paylaşımı, anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesi için üzerinde mutlaka anlaşılması gereken konulardan biri değildir. Eşler mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan taleplerini boşanma davasından ayrı olarak ileri sürebilecekleri gibi, aralarındaki malvarlığı uyuşmazlığını sona erdirmek amacıyla bu konuya anlaşmalı boşanma protokolünde de yer verebilir.

Mal paylaşımının protokol kapsamında düzenlenmesi tercih edildiğinde hangi taşınır veya taşınmaz malın kime bırakıldığı, varsa bedel ödeme yükümlülüğünün miktarı ve ödeme koşulları açıkça gösterilmelidir. Taşınmaz, araç, banka hesabı veya diğer malvarlığı değerleri söz konusu olduğunda bunların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi önem taşır.

Taraflardan birinin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı veya benzeri bir talepte bulunmayacağı kararlaştırılıyorsa kullanılan ifadelerin hukuki sonuçları ayrıca dikkate alınmalıdır. Genel nitelikte bir “mal talebim yoktur” ifadesinin kapsamı ileride tartışmaya neden olabileceğinden, protokolün somut malvarlığı ve tarafların gerçek iradesi dikkate alınarak hazırlanması hak kayıplarının önlenmesi bakımından önemlidir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Ev Eşyaları, Çeyiz ve Şahsi Eşyaların Paylaşılması

Evlilik süresince kullanılan mobilya, beyaz eşya ve diğer ev eşyaları ile taraflara ait çeyiz ve şahsi eşyaların kimde kalacağı da anlaşmalı boşanma protokolünde düzenlenebilir. Özellikle taraflar ayrı yaşamaya başlamışsa hangi eşyanın kim tarafından teslim alınacağı veya kullanılmaya devam edileceği açıkça kararlaştırılabilir.

Eşyaların tek tek sayılması her durumda zorunlu olmamakla birlikte ekonomik değeri yüksek veya taraflar arasında uyuşmazlık çıkma ihtimali bulunan eşyaların mümkün olduğunca ayırt edilebilir şekilde belirtilmesi yararlı olur. Teslim edilmesi kararlaştırılan eşya varsa teslim tarihi ve gerektiğinde teslim şeklinin belirlenmesi de protokolün uygulanabilirliğini güçlendirir.

Şahsi eşyalar bakımından da tarafların birbirlerinden herhangi bir taleplerinin bulunup bulunmadığının açıkça ifade edilmesi önemlidir. Böylece boşanma kararının ardından eşya paylaşımından kaynaklanabilecek yeni uyuşmazlıkların önüne geçilmesi amaçlanabilir.

Anlaşmalı Boşanmada Düğün Takıları (Ziynet Eşyası)

Düğün sırasında takılan ziynet eşyaları uygulamada boşanma sonrasında uyuşmazlığa konu olabilen malvarlığı değerleri arasındadır. Ziynet alacakları anlaşmalı boşanmanın zorunlu unsurlarından olmamakla birlikte taraflar, bu konudaki uyuşmazlığı da protokol kapsamında kesin olarak çözmeyi tercih edebilir.

Ziynet eşyalarının aynen iade edilmesi kararlaştırılmışsa hangi eşyaların teslim edileceğinin açıkça belirtilmesi; bedelinin ödenmesi konusunda anlaşılmışsa miktar, ödeme tarihi ve ödeme şeklinin düzenlenmesi önemlidir. Taraflardan biri ziynet eşyalarına ilişkin herhangi bir hak veya alacak talebinde bulunmayacaksa bu iradenin de kapsamı tereddüt yaratmayacak biçimde ifade edilmelidir.

Ziynet eşyaları konusunda kullanılan feragat veya ibra niteliğindeki ifadeler ileride açılabilecek bir alacak davasını doğrudan etkileyebilecek hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle özellikle ziynet alacağından vazgeçilmesi söz konusu olduğunda protokol hükmünün sonuçları değerlendirilmeden genel ve kapsamı belirsiz ifadeler kullanılmaması gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Özellikleri

Anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların boşanmanın sonuçları konusunda vardıkları ortak iradeyi ortaya koyan ve anlaşmalı boşanma davasının temelini oluşturan belgedir. Protokolde özellikle boşanmanın mali sonuçları ile varsa ortak çocukların durumuna ilişkin düzenlemelerin açık, anlaşılır ve uygulanabilir şekilde gösterilmesi gerekir.

Protokolün taraflarca hazırlanıp imzalanmış olması tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeli ve protokolde boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeleri uygun bulmalıdır.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini dikkate alarak protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri taraflara önerebilir. Anlaşmalı boşanma kararının verilebilmesi için hâkimin önerdiği değişikliklerin taraflarca da kabul edilmesi gerekir. Bu yönüyle protokol, tarafların anlaşmasını ortaya koymakla birlikte mahkemenin hukuki denetimine tabidir.

Protokol hazırlanırken yalnızca boşanma kararının alınmasına odaklanılması önemli hak kayıplarına neden olabilir. Nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki ve tarafların isteğine bağlı olarak protokole eklenen malvarlığı düzenlemelerinin gelecekte doğurabileceği sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Örneği

Anlaşmalı boşanma protokolünün içeriği her evliliğin ve tarafların üzerinde anlaştığı koşulların özelliklerine göre değişir. Bu nedenle tüm anlaşmalı boşanma davalarında değişiklik yapılmadan kullanılabilecek tek tip bir protokolden söz etmek doğru değildir.

Bir anlaşmalı boşanma protokolünde genel olarak tarafların kimlik bilgileri, boşanma yönündeki ortak iradeleri, maddi ve manevi tazminata ilişkin kararları, yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeler ve ortak çocuk bulunuyorsa velayet, iştirak nafakası ve kişisel ilişkiye ilişkin hükümler yer alabilir. Taraflar mal paylaşımı, ziynet eşyaları veya ev eşyaları gibi isteğe bağlı konularda da anlaşmışsa bunlara ilişkin hükümler ayrıca protokole eklenebilir.

Protokolün sonunda tarafların düzenlemeleri okuyup kabul ettiklerini ortaya koyan irade açıklamalarına ve imzalarına yer verilmesi gerekir. Hazır bir anlaşmalı boşanma protokolü örneğinden yararlanılması mümkün olsa da örnekteki hükümlerin somut olay değerlendirilmeden aynen kullanılması özellikle nafaka, tazminat, velayet ve malvarlığı hakları bakımından ileride istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Tüm Süreç

Anlaşmalı boşanma davası; dava dilekçesi ve protokolün hazırlanması, mahkemeye başvuru, duruşma, karar ve kararın kesinleşmesi gibi birbirini takip eden aşamalardan oluşur. Tarafların boşanma ve boşanmanın sonuçları üzerinde önceden anlaşmış olması yargılama sürecini önemli ölçüde kolaylaştırsa da kanunda öngörülen usul işlemlerinin eksiksiz yerine getirilmesi gerekir.

Sürecin hızlı ilerleyebilmesi açısından dava dilekçesi ile anlaşmalı boşanma protokolünün birbiriyle uyumlu hazırlanması ve tarafların duruşmada protokoldeki iradelerini doğrulamaları önem taşır. Mahkemenin boşanmaya karar vermesinin ardından ise gerekçeli kararın yazılması ve kararın kesinleşmesine ilişkin işlemler tamamlanır.

Yetkili Mahkeme ve Başvuru

Anlaşmalı boşanma davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla boşanma davasına bakar.

Yetki bakımından boşanma davası, eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Taraflar, bu kurallar çerçevesinde görevli ve yetkili mahkemeyi belirleyerek dava başvurusunu gerçekleştirir.

Fiziki başvurularda dava dilekçesi ve ekleri adliyedeki tevzi işlemleri aracılığıyla ilgili mahkemeye yönlendirilir. Başvuru sırasında gerekli harç ve gider avanslarının yatırılması ve anlaşmalı boşanma protokolü başta olmak üzere gerekli belgelerin dosyaya sunulması gerekir. Elektronik dava açma yetkisi ve imkânı bulunan kişiler bakımından ilgili UYAP hizmetlerinden yararlanılması da mümkündür.

Dava Dilekçesi

Anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi için usulüne uygun bir dava dilekçesi hazırlanmalıdır. Dilekçede mahkemenin adı, tarafların kimlik ve adres bilgileri, dava konusu, boşanma talebinin dayanağı, gerekli açıklamalar ve sonuç-talep bölümü gibi usulen bulunması gereken unsurlara yer verilmelidir.

Dilekçede tarafların anlaşmalı olarak boşanmak istedikleri açıkça belirtilmeli ve hazırlanan anlaşmalı boşanma protokolünün mahkeme tarafından uygun bulunarak hükme esas alınması talep edilmelidir. Dilekçe ile protokol arasında boşanmanın sonuçları bakımından çelişki bulunmaması da önemlidir.

Fiziki olarak sunulan dava dilekçesinin davacı tarafından veya varsa vekili tarafından imzalanması gerekir. Dilekçedeki eksiklikler veya usule ilişkin hatalar davanın ilerleyişini etkileyebileceğinden belgelerin mahkemeye sunulmadan önce kontrol edilmesi önem taşır.

Duruşma Süreci

Anlaşmalı boşanmanın çekişmeli boşanmadan ayrıldığı önemli noktalardan biri, hâkimin tarafların boşanma iradelerini bizzat dinlemesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi gereğince hâkimin, tarafların iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi gerekir.

Bu nedenle tarafların avukatla temsil edilmeleri, eşlerin duruşmaya bizzat katılması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Duruşmada hâkim taraflara boşanmak isteyip istemediklerini, protokoldeki düzenlemeleri kabul edip etmediklerini ve protokolün kendi özgür iradelerini yansıtıp yansıtmadığını sorabilir.

Hâkim ayrıca boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin protokol hükümlerini değerlendirir. Tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Tarafların bu değişiklikleri kabul etmesi ve diğer kanuni koşulların da sağlanması durumunda dava çoğu kez tek celsede karara bağlanabilir.

Karar

Hâkim, tarafları bizzat dinledikten ve anlaşmalı boşanmanın kanuni şartlarının gerçekleştiği kanaatine vardıktan sonra boşanma kararı verebilir. Mahkemece uygun bulunan protokol hükümleri de boşanmanın sonuçlarına ilişkin olarak hükme esas alınır.

Kararda tarafların boşanmalarının yanı sıra protokol kapsamında karara bağlanan nafaka, tazminat, velayet ve kişisel ilişki gibi hususlar da yer alabilir. Hüküm ile protokol arasında uygulamada tereddüt oluşturabilecek bir farklılığın bulunmaması, kararın sonradan uygulanabilmesi açısından önemlidir.

Duruşmada boşanma kararının verilmesiyle birlikte süreç her durumda tamamen sona ermiş olmaz. Kararın hukuki sonuçlarını tam anlamıyla doğurabilmesi için gerekçeli karar ve kesinleşme aşamalarının da tamamlanması gerekir.

Kararın Kesinleşmesi

Duruşmanın ardından mahkeme tarafından gerekçeli karar hazırlanır. Gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde taraflara tebliğ edilmesinden sonra kanunda öngörülen kanun yolu süreci gündeme gelir.

Tarafların kanun yoluna başvurmaması ve ilgili sürenin sona ermesi sonucunda karar kesinleşebilir. Şartlarının bulunması hâlinde tarafların kanun yoluna başvurma haklarından feragat etmeleri de kesinleşme sürecinin daha kısa sürede tamamlanmasına imkân sağlayabilir.

Bu noktada duruşmada “boşanmaya karar verilmiş” olması ile boşanma hükmünün “kesinleşmiş” olması birbirinden ayrılmalıdır. Boşanma kararı kesinleşmeden tarafların medeni hâli kesinleşmiş boşanma hükmüne bağlı olarak değişmiş sayılmaz. Bu nedenle özellikle sürecin hızlı tamamlanmasının istendiği durumlarda kesinleşme işlemlerinin de takip edilmesi gerekir.

Kararın Uygulanması ve Nüfusa Bildirim

Boşanma kararının kesinleşmesinin ardından kesinleşme işlemleri mahkeme tarafından tamamlanır ve kararın nüfus kayıtlarına işlenmesine ilişkin süreç yürütülür. Böylece boşanma hükmü tarafların nüfus kayıtlarına yansıtılır ve medeni hâl bilgileri buna göre güncellenir.

Tarafların kural olarak kesinleşen boşanma kararını ayrıca nüfus müdürlüğüne götürerek boşanmayı tescil ettirmeleri gerekmez; kesinleşen kararın nüfus kayıtlarına bildirilmesine ilişkin işlemler ilgili makamlar arasında yürütülür. Bununla birlikte kayıtların güncellenmesi ve kararın kesinleşme durumunun gerektiğinde kontrol edilmesi mümkündür.

Kararın kesinleşmesi aynı zamanda protokol kapsamında hüküm altına alınan nafaka, tazminat ve diğer edimlerin yerine getirilmesi bakımından da önem taşıyabilir. Özellikle protokolde bir ödemenin veya başka bir yükümlülüğün başlangıcı “boşanma kararının kesinleşmesi” şartına bağlanmışsa yükümlülüğün ne zaman doğduğunun belirlenmesinde kesinleşme tarihi esas alınır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Anlaşmalı boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan anlaşmalı boşanma davasının doğru görevli mahkemede açılması gerekir.

Boşanma davalarında yetkili mahkeme Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre dava, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Dolayısıyla eşlerin anlaşmalı boşanacak olması, görev ve yetkiye ilişkin usul kurallarının tamamen göz ardı edilebileceği anlamına gelmez.

Örneğin eşlerin ayrıldıktan sonra farklı şehirlerde yaşamaya başlaması durumunda eşlerden birinin yerleşim yerindeki görevli Aile Mahkemesinde dava açılması mümkündür. Eşlerin son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer de kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde esas alınabilir.

Davanın yanlış mahkemede açılması sürecin gereksiz yere uzamasına ve ek usul işlemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken yalnızca anlaşmalı boşanmanın maddi şartları değil, görev ve yetki kurallarının da somut olay bakımından değerlendirilmesi önem taşır.

Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma davasının ne kadar süreceği konusunda bütün mahkemeler ve dosyalar için geçerli kesin bir süreden söz etmek mümkün değildir. Mahkemenin iş yoğunluğu, dava dilekçesi ve protokolde eksiklik bulunup bulunmaması, tebligat işlemleri ve duruşma gününün ne zamana verildiği gibi unsurlar toplam süreyi doğrudan etkileyebilir.

Uygulamada dosyanın eksiksiz hazırlanması ve mahkemenin iş yoğunluğunun uygun olması durumunda anlaşmalı boşanma davalarında duruşma günü görece kısa süre içerisinde verilebilir. Duruşmanın 15-30 gün içerisinde yapılabildiği örnekler bulunmakla birlikte bu süre kanunda belirlenmiş veya mahkemeyi bağlayan bir süre değildir. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre daha erken veya daha ileri bir tarihe duruşma günü verilmesi mümkündür.

Anlaşmalı boşanmanın temel şartlarının tamamlanması, tarafların duruşmada bizzat hazır bulunarak boşanma iradelerini açıklaması ve hâkimin protokolü uygun bulması durumunda dava tek celsede sonuçlanabilir. Ancak “tek celsede boşanma” ifadesi, bütün hukuki sürecin duruşmanın yapıldığı gün kesin olarak tamamlandığı anlamına gelmez.

Mahkemenin boşanma kararını vermesinin ardından gerekçeli kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve kararın kesinleşmesi için gerekli işlemlerin tamamlanması gerekir. Tarafların kanun yoluna başvurmaması hâlinde ilgili sürelerin sona ermesi beklenirken, şartlarının bulunması durumunda kanun yolundan feragat edilmesi kesinleşme sürecini hızlandırabilir.

Bu nedenle “anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer?” sorusuna yalnızca duruşmaya kadar geçen süre üzerinden cevap verilmemelidir. Dava açılışından boşanma kararının kesinleşmesine kadar geçen toplam süre esas alındığında, dosyanın özellikleri ve mahkemenin işleyişi belirleyici olur. Protokol ve dava evraklarının baştan eksiksiz hazırlanması, tarafların duruşmada ortak iradelerini sürdürmesi ve kesinleşme işlemlerinin takip edilmesi sürecin gereksiz yere uzamasının önüne geçebilir.

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Çocuğun Velayeti

Anlaşmalı boşanma davasında müşterek çocuk bulunması hâlinde tarafların velayetin kimde kalacağı konusunda anlaşmaları gerekir. Ancak velayete ilişkin düzenlemelerde yalnızca anne ve babanın ortak iradesi belirleyici değildir. Aile hukukunda çocuğun üstün yararı esas olduğundan hâkim, tarafların velayet konusundaki anlaşmasını bu ilke doğrultusunda değerlendirir.

Bu nedenle eşlerin boşanmayı hızlandırmak amacıyla velayet konusunda anlaşmış olmaları, hazırlanan düzenlemenin mahkeme tarafından doğrudan kabul edileceği anlamına gelmez. Hâkim; çocuğun bakım ve eğitim ihtiyaçları, yaşı, mevcut yaşam düzeni, ebeveynleriyle ilişkisi ve somut olayın diğer koşullarını dikkate alarak protokoldeki velayet düzenlemesinin çocuğun menfaatine uygun olup olmadığını inceler.

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Velayet Nasıl Belirlenir?

Anlaşmalı boşanma davalarında taraflar, müşterek çocuğun velayetinin anneye veya babaya bırakılması konusunda önceden anlaşabilir. Tarafların bu yöndeki ortak iradesi anlaşmalı boşanma protokolünde açıkça belirtilir ve duruşmada eşler tarafından hâkim karşısında teyit edilir.

Bununla birlikte velayet, anne ve babanın üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği sıradan bir özel hukuk hakkı olarak değerlendirilmez. Hâkim, tarafların anlaşmasını çocuğun üstün yararı bakımından denetlemekle yükümlüdür. Çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimi, eğitim hayatının devamlılığı, yaşam koşulları, ebeveynlerin çocukla ilgilenme imkânları ve çocuğun alıştığı çevrenin korunması gibi birçok unsur değerlendirmede etkili olabilir.

Hâkim, tarafların üzerinde anlaştığı velayet düzenlemesini çocuğun üstün yararına uygun görmezse değişiklik yapılmasını önerebilir. Tarafların önerilen düzenlemeyi kabul etmemesi hâlinde ise anlaşmalı boşanmanın koşulları oluşmayabilir. Dolayısıyla velayet konusunda eşlerin mutabakatı gerekli olmakla birlikte son değerlendirme çocuğun menfaatleri gözetilerek mahkeme tarafından yapılır.

Velayet Protokolde Nasıl Düzenlenmelidir?

Anlaşmalı boşanma protokolünde müşterek çocuğun kimlik bilgilerine yer verilerek velayetin hangi ebeveyne bırakılacağı açıkça belirtilmelidir. “Çocuk annede kalacaktır” gibi günlük dilde kullanılan ifadeler yerine velayet hakkının hangi ebeveyne bırakıldığını hukuken açık biçimde ortaya koyan düzenlemelerin tercih edilmesi daha doğru olur.

Velayet düzenlemesi yapılırken çocukla kişisel ilişki, iştirak nafakası ve çocuğun eğitim, sağlık ve diğer temel giderlerinin nasıl karşılanacağı gibi bağlantılı konular da göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece yalnızca velayetin kime ait olduğu değil, boşanma sonrasında çocuğa ilişkin yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceği de daha belirgin hâle gelir.

Protokolde yer alan hükümlerin açık, uygulanabilir ve ileride tereddüt yaratmayacak nitelikte olması önem taşır. Tarafların ortak velayete ilişkin bir düzenleme öngörmeleri durumunda ise bunun somut olayın özellikleri ve çocuğun üstün yararı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Özellikle çocuğun yaşam düzeni ve ebeveynlerin sorumluluklarının nasıl yerine getirileceği konusunda belirsizlik yaratacak ifadelerden kaçınılmalıdır.

Çocuğun Yaşına Göre Velayet Kararı

Velayet değerlendirmesinde çocuğun yaşı önemli unsurlardan biri olmakla birlikte tek başına belirleyici bir ölçüt değildir. Mahkeme her somut olayda çocuğun gelişim düzeyini, bakım ihtiyaçlarını, ebeveynleriyle ilişkisini ve mevcut yaşam koşullarını birlikte değerlendirerek çocuğun üstün yararını tespit etmeye çalışır.

Özellikle görüşlerini oluşturabilecek olgunluğa ulaşmış çocukların velayet konusundaki düşüncelerinin değerlendirmeye alınması gündeme gelebilir. Uygulamada belirli yaş aralıklarından söz edilebilmekle birlikte, “8 yaşını dolduran çocuk mutlaka dinlenir” şeklinde bütün davalar bakımından geçerli kesin bir yaş sınırından bahsetmek doğru değildir. Çocuğun yaşı kadar idrak ve kendisini ifade edebilme yeteneği de önem taşır.

Mahkeme gerekli gördüğü durumlarda çocuğun görüşünün alınmasının yanı sıra uzman incelemesine başvurabilir ve sosyal inceleme raporu düzenlenmesini isteyebilir. Bu incelemelerde çocuğun anne ve babasıyla ilişkisi, yaşadığı ortam, eğitim hayatı ve psikososyal durumu gibi unsurlar değerlendirilerek velayet konusunda mahkemeye kanaat oluşturabilecek bilgiler sunulabilir.

Sonuç olarak tarafların velayet konusunda anlaşmış olması önemli olmakla birlikte çocuğun üstün yararına aykırı bir düzenleme yalnızca anne ve babanın kabulü nedeniyle geçerli hâle gelmez. Anlaşmalı boşanma protokolündeki velayet hükümlerinin hazırlanmasında çocuğun mevcut ihtiyaçları kadar gelecekteki gelişimi ve yaşam düzeninin sürdürülebilirliği de dikkate alınmalıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka miktarı öncelikle tarafların karşılıklı iradeleri doğrultusunda belirlenir. Eşler, yoksulluk nafakası ile müşterek çocuk için ödenecek iştirak nafakasının miktarı konusunda anlaşarak bu hususları anlaşmalı boşanma protokolünde düzenleyebilir. Ancak özellikle çocuğa ilişkin nafaka düzenlemelerinde tarafların anlaşması tek başına yeterli olmayıp çocuğun üstün yararı da gözetilir.

Yoksulluk nafakasının belirlenmesinde nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşüp düşmeyeceği, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ödeme gücü gibi hususlar önem taşır. Tarafların yoksulluk nafakası ödenmesi konusunda anlaşmaları hâlinde aylık tutarın yanı sıra ödemenin hangi tarihte başlayacağı, her ay hangi tarihte yapılacağı ve hangi yöntemle gerçekleştirileceği de protokolde açıkça düzenlenmelidir.

İştirak nafakası ise müşterek çocuğun bakım, eğitim, sağlık, barınma ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlamak amacıyla ödenir. Nafakanın miktarı belirlenirken çocuğun yaşı ve ihtiyaçları ile anne ve babanın ekonomik durumları birlikte değerlendirilmelidir. Tarafların kararlaştırdığı iştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaktan açıkça uzak olması hâlinde hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek protokolde değişiklik yapılmasını önerebilir.

Nafakanın uzun süre devam etmesinin öngörüldüğü durumlarda ilerleyen yıllarda uygulanacak artış yönteminin de protokolde belirlenmesi mümkündür. Örneğin taraflar, nafakanın belirli dönemlerde belirli bir oran veya objektif bir endeks esas alınarak artırılmasını kararlaştırabilir. Artış hükmünün açık biçimde düzenlenmesi, ekonomik koşulların değişmesi nedeniyle ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların azaltılmasına yardımcı olabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka konusunda kullanılan ifadelerin hukuki sonuçları dikkate alınmalıdır. Özellikle yoksulluk nafakası talebinden vazgeçilmesi söz konusuysa bu iradenin kapsamının açıkça ortaya konulması önem taşır. Bu nedenle yalnızca nafaka miktarının değil, nafakanın türünün, başlangıç zamanının, ödeme şeklinin ve varsa artış yönteminin de tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Tazminat

Anlaşmalı boşanma davasında eşler, boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenip ödenmeyeceği konusunda anlaşabilir. Taraflardan biri diğer eşe tazminat ödeyecekse bunun maddi veya manevi tazminat niteliği, miktarı, ödeme tarihi ve ödeme yöntemi anlaşmalı boşanma protokolünde açıkça belirtilmelidir.

Tazminatın tek seferde veya tarafların anlaşmasına bağlı olarak belirlenen ödeme koşulları çerçevesinde ödenmesi kararlaştırılabilir. Ödemenin boşanma kararının kesinleşmesine bağlanması hâlinde de bu hususun protokolde açıkça ifade edilmesi gerekir. Böylece tazminat borcunun kapsamı ve ifa zamanı konusunda sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilebilir.

Tarafların birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talep etmeyecek olmaları hâlinde bu iradenin de protokolde tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilmesi önem taşır. Özellikle “tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacağı bulunmamaktadır” gibi kapsamı tartışmaya açık genel ifadeler yerine maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı belirtilmesi hukuki belirlilik açısından daha uygun olabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde tazminat talebinden vazgeçmeye yönelik beyan önemli hukuki sonuçlar doğurabilir. Boşanmanın fer’î sonucu niteliğindeki maddi veya manevi tazminat konusunda protokolde açıkça vazgeçme iradesi ortaya konulması ve bu düzenlemenin hükme esas alınması, boşanmanın ardından aynı talebin yeniden ileri sürülebilmesi bakımından ciddi sonuçlar doğurabileceğinden kullanılan ifadelerin özenle seçilmesi gerekir.

Aynı şekilde belirli bir tazminat tutarı üzerinde anlaşılmışsa tarafların bu miktar dışında başkaca tazminat talebinde bulunup bulunamayacaklarına ilişkin iradelerinin de açık olması önemlidir. Protokolde yer alan “fazlaya ilişkin haklardan feragat” veya benzeri ifadelerin kapsamı taraflarca anlaşılmalı ve somut olayın özelliklerine uygun şekilde düzenlenmelidir.

Bu nedenle anlaşmalı boşanmada tazminat konusu yalnızca boşanmanın hızlı biçimde sonuçlandırılması amacıyla değerlendirilmemelidir. Maddi ve manevi tazminattan vazgeçmenin veya belirli bir bedel karşılığında anlaşmanın ilerleyen dönemde doğuracağı hukuki sonuçlar göz önünde bulundurularak protokol hükümleri hazırlanmalıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Sık Yapılan Hatalar

Anlaşmalı boşanma, tarafların boşanma ve boşanmanın sonuçları konusunda uzlaşmış olmaları nedeniyle çekişmeli boşanmaya kıyasla daha kısa sürede sonuçlanabilen bir yargılama yoludur. Bununla birlikte sürecin basit görülerek hukuki ve usule ilişkin gerekliliklerin göz ardı edilmesi, davanın uzamasına veya tarafların önemli hak kayıplarıyla karşılaşmasına neden olabilir.

Özellikle anlaşmalı boşanma protokolündeki belirsizlikler, duruşmaya katılmama, taraflardan birinin duruşmada iradesini değiştirmesi ve mali sonuçların yeterince değerlendirilmeden kararlaştırılması uygulamada sorun yaratabilen durumlardır. Bu nedenle dava açılmadan önce hem usule ilişkin işlemlerin hem de protokol hükümlerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Tarafların Duruşmaya Katılmaması

Anlaşmalı boşanma davalarında sık karşılaşılan yanlış düşüncelerden biri, avukatla temsil edilen eşlerin duruşmaya katılmasının gerekli olmadığıdır. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi kapsamında hâkimin tarafları bizzat dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir.

Bu nedenle tarafların avukatlarının duruşmada hazır bulunması, eşlerin bizzat dinlenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Taraflardan birinin duruşmaya katılmaması hâlinde anlaşmalı boşanmanın bu koşulu gerçekleşmeyeceğinden davanın o duruşmada anlaşmalı boşanma kararıyla sonuçlandırılması mümkün olmayabilir.

Duruşma tarihinin takip edilmesi ve her iki eşin de belirtilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunması bu nedenle önemlidir. Özellikle davanın kısa sürede sonuçlandırılmasının amaçlandığı durumlarda duruşmaya katılım konusunda yapılacak bir hata sürecin uzamasına neden olabilir.

Eksik Belgeler ve Usul Hataları

Dava dilekçesinin veya anlaşmalı boşanma protokolünün eksik hazırlanması, gerekli imzaların bulunmaması ve dava açılışında yapılması gereken usul işlemlerindeki eksiklikler sürecin aksamasına neden olabilir. Mahkemenin eksikliklerin tamamlanmasını istemesi durumunda tarafların ek işlemler yapması gerekebilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünün her iki tarafın gerçek iradesini ortaya koyacak şekilde hazırlanması ve taraflarca imzalanması önemlidir. Dava dilekçesinin de Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında bulunması gereken temel unsurları içermesi ve protokoldeki taleplerle uyumlu olması gerekir.

Dava açılırken ödenmesi gereken harç ve gider avanslarının eksik yatırılması da tamamlanması gereken usul işlemlerine yol açabilir. Bu nedenle mahkemeye başvurulmadan önce dava dilekçesi, protokol, imzalar ve başvuru işlemlerinin bir bütün olarak kontrol edilmesi sürecin gereksiz yere uzamasını önleyebilir.

Eksik veya Belirsiz Protokol Düzenlenmesi

Anlaşmalı boşanma protokolünde kullanılan ifadelerin açık, anlaşılır ve uygulanabilir olması gerekir. Nafaka miktarı, tazminatın ödeme zamanı, velayet veya çocukla kişisel ilişki gibi önemli konuların belirsiz bırakılması, protokolün uygulanması sırasında uyuşmazlık yaratabilir.

Örneğin çocukla kişisel ilişkinin “baba istediği zaman çocukla görüşebilir” veya “tarafların uygun olduğu zamanlarda görüşme sağlanacaktır” şeklinde düzenlenmesi yeterli açıklığı sağlamayabilir. Bunun yerine görüşme günleri, saatleri, tatil dönemleri ve gerekli diğer koşulların mümkün olduğunca somut şekilde belirlenmesi ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları azaltır.

Hâkim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin protokol hükümlerini uygun bulmadığında taraflara değişiklik önerebilir. Bu nedenle protokolün yalnızca tarafların o anki uzlaşmasını gösteren bir belge olarak değil, boşanma sonrasında uygulanacak ve hukuki sonuç doğuracak bir düzenleme olarak hazırlanması gerekir.

Duruşma Sırasında Tarafların Beyanında Değişiklik

Anlaşmalı boşanma protokolünün dava açılmadan önce imzalanmış olması, tarafların duruşmadaki iradelerini önemsiz hâle getirmez. Hâkim, duruşmada her iki eşi de bizzat dinleyerek boşanmak istediklerini ve protokoldeki düzenlemeleri serbest iradeleriyle kabul ettiklerini tespit eder.

Eşlerden birinin duruşma sırasında boşanmaktan vazgeçmesi veya protokolde yer alan nafaka, tazminat, velayet ya da diğer şartlardan birini artık kabul etmediğini açıklaması hâlinde anlaşmalı boşanma için gerekli ortak irade ortadan kalkabilir. Böyle bir durumda mahkemenin tarafları daha önce imzaladıkları protokol doğrultusunda anlaşmalı olarak boşanmaya zorlaması mümkün değildir.

Bu nedenle protokol imzalanmadan önce bütün hükümler taraflarca dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle mali sonuçlar ve çocuklara ilişkin düzenlemeler bakımından tarafların gerçek anlamda uzlaşmadığı konuların yalnızca davanın hızlı sonuçlanması amacıyla protokole yazılması, duruşma aşamasında anlaşmanın bozulmasına yol açabilir.

Çocukların Yararına Olmayan Velayet Düzenlenmesi

Anlaşmalı boşanma davalarında anne ve baba müşterek çocuğun velayetinin kimde kalacağı konusunda anlaşabilir. Ancak velayet bakımından tarafların anlaşmasının üzerinde çocuğun üstün yararı bulunur ve hâkim protokoldeki düzenlemeyi bu ölçüt doğrultusunda denetler.

Çocuğun eğitimini, bakımını, barınmasını, güvenliğini veya sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyebilecek bir velayet düzenlemesinin yalnızca tarafların kabul etmesi nedeniyle mahkemece uygun bulunması beklenmemelidir. Hâkim somut olayın koşullarına göre taraflara velayet veya kişisel ilişki hükümlerinde değişiklik yapılmasını önerebilir.

Bu nedenle velayetin boşanma sürecindeki diğer mali konular bakımından bir pazarlık unsuru olarak değerlendirilmemesi gerekir. Protokolde velayet ve kişisel ilişki hükümleri hazırlanırken öncelikli ölçüt anne ve babanın talepleri değil, müşterek çocuğun üstün yararı olmalıdır.

Nafaka, Tazminat ve Mal Paylaşımı Adaletsizliği

Anlaşmalı boşanmanın kısa sürede sonuçlandırılması isteği, tarafların mali haklarının yeterince değerlendirilmeden protokol imzalamasına neden olabilir. Özellikle nafaka, maddi ve manevi tazminat, mal rejiminin tasfiyesi ve ziynet alacakları konusunda kullanılan kabul, feragat ve ibra ifadeleri önemli hukuki sonuçlar doğurabilir.

Taraflardan birinin ekonomik durumuyla açıkça bağdaşmayan yükümlülükler üstlenmesi veya sahip olabileceği mali haklardan sonuçlarını değerlendirmeden vazgeçmesi ilerleyen dönemde ciddi uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca irade sakatlığı iddialarına yol açabilecek baskı, hata veya aldatma gibi durumların varlığı, protokolün hukuki sonuçları bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken meselelerdir.

Özellikle “tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacağı yoktur” veya “taraflar karşılıklı olarak birbirlerini ibra etmişlerdir” gibi geniş kapsamlı ifadelerin hangi hakları kapsadığı değerlendirilmeden kullanılması sakıncalı olabilir. Protokolde mal paylaşımı, tazminat veya diğer mali haklardan vazgeçilmesi öngörülüyorsa hangi taleplerin sona erdirildiğinin mümkün olduğunca açık biçimde gösterilmesi gerekir.

Davanın Çekişmeliye Dönüşmesi

Anlaşmalı boşanmanın temelinde tarafların boşanma ve boşanmanın hukuki sonuçları konusundaki ortak iradesi bulunur. Bu ortak iradenin yargılama sırasında ortadan kalkması hâlinde davanın anlaşmalı boşanma hükümlerine göre sonuçlandırılması mümkün olmayabilir.

Taraflardan birinin boşanmaktan vazgeçmesi, protokoldeki şartları artık kabul etmemesi veya hâkimin protokolde önerdiği değişiklikler konusunda eşlerin anlaşamaması, anlaşmalı boşanma sürecinin sona ermesine yol açabilir. Benzer şekilde anlaşmalı boşanma için aranan kanuni şartların mevcut olmadığının anlaşılması da davanın bu hukuki sebebe dayanarak sonuçlandırılmasını engelleyebilir.

Böyle bir durumda davaya çekişmeli boşanma hükümleri kapsamında devam edilmesi gündeme gelebilir. Ancak çekişmeli boşanma, anlaşmalı boşanmadan farklı olarak boşanma sebebinin ve tarafların ileri sürdüğü vakıaların değerlendirilmesini gerektiren ayrı bir yargılama sürecidir. Bu nedenle anlaşmalı olarak başlayan bir davanın çekişmeli hâle gelmesi, yargılama süresini ve tarafların yerine getirmesi gereken usul işlemlerini önemli ölçüde değiştirebilir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Avukatın Rolü

Anlaşmalı boşanma davasının avukat aracılığıyla açılması zorunlu değildir. Taraflar kanuni şartları yerine getirmek kaydıyla davayı kendileri açabilir ve yargılama sürecini avukat olmaksızın takip edebilir. Ancak anlaşmalı boşanmanın usulen daha kısa sürebilmesi, protokolde kararlaştırılan hususların hukuki sonuçlarının her zaman basit olduğu anlamına gelmez.

Özellikle anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejiminin tasfiyesi ve ziynet alacakları gibi önemli konularda hükümler kurulabilir. Bu hükümlerde kullanılan feragat, ibra veya kabul beyanları tarafların boşanma sonrasındaki haklarını doğrudan etkileyebileceğinden protokolün hukuki sonuçlarının önceden değerlendirilmesi önem taşır.

Avukat desteği, protokolün tarafların gerçek iradesini hukuken doğru ve uygulanabilir biçimde yansıtmasının yanı sıra dava dilekçesinin hazırlanması, gerekli belgelerin sunulması ve usul işlemlerinin takip edilmesi bakımından da önemlidir. Böylece eksik veya belirsiz düzenlemeler nedeniyle davanın uzaması ya da boşanma sonrasında yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkması riski azaltılabilir.

Bununla birlikte tarafların avukatla temsil edilmesi, anlaşmalı boşanmada eşlerin duruşmaya bizzat katılma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi gereğince hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir. Dolayısıyla avukat sürecin hukuki ve usule ilişkin kısmını yönetebilse de tarafların yerine boşanma iradesini açıklayamaz.

Anlaşmalı Boşanma Davasının Çekişmeli Boşanma Davasına Dönüşmesi

Anlaşmalı boşanma davasının sonuçlanabilmesi için Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi, tarafların hâkim tarafından bizzat dinlenmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda anlaşılması bu şartların temelini oluşturur.

Taraflardan birinin duruşmada boşanmak istemediğini açıklaması veya daha önce imzaladığı anlaşmalı boşanma protokolündeki şartlardan vazgeçmesi hâlinde anlaşmalı boşanmanın temelini oluşturan ortak irade ortadan kalkar. Benzer şekilde hâkimin protokolde gerekli gördüğü bir değişikliği taraflara önermesi ve eşlerden birinin bu değişikliği kabul etmemesi durumunda da davanın anlaşmalı boşanma hükümlerine göre sonuçlandırılması mümkün olmayabilir.

Evliliğin henüz bir yılını doldurmamış olması da TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma kararı verilmesine engeldir. Tarafların boşanma konusunda tamamen anlaşmış olmaları, kanunda açıkça öngörülen bir yıllık evlilik süresi şartını ortadan kaldırmaz.

Anlaşmalı boşanmanın koşullarının ortadan kalkması durumunda, mevcut davanın hukuki ve usule ilişkin durumu somut dosyanın özelliklerine göre değerlendirilir ve çekişmeli boşanma yargılamasına geçilmesi gündeme gelebilir. Bu aşamada artık yalnızca tarafların ortak iradesi yeterli olmaz; ileri sürülen boşanma sebebi, dayanılan vakıalar, deliller ve tarafların talepleri çekişmeli yargılama kuralları kapsamında değerlendirilir.

Bu nedenle anlaşmalı başlayan bir davanın çekişmeli hâle gelmesi yalnızca davanın süresini uzatan bir değişiklik değildir. İddia ve savunmaların ileri sürülmesi, delillerin sunulması, tanıkların dinlenmesi ve gerektiğinde uzman incelemelerinin yapılması gibi farklı usul işlemlerinin gündeme gelmesi mümkün olduğundan yargılamanın kapsamı önemli ölçüde genişleyebilir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Yargıtay Kararları

Anlaşmalı boşanmaya ilişkin Yargıtay kararları, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinin uygulamada nasıl yorumlandığının anlaşılması açısından önem taşır. Özellikle tarafların boşanma iradesinden dönmesi, anlaşmalı boşanma protokolünün hukuki sonuçları, protokol hükümlerinin açık olmaması ve hâkimin tarafların anlaşmasına müdahale edebileceği durumlar Yargıtay incelemelerine konu olabilmektedir.

Kararda anlaşmalı boşanmanın yasal koşulları açıklanmış; “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır” tespiti yapılmış ve hüküm kurulabilmesi için “hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları hakkında anlaşmaları gerekir” ilkesi vurgulanmıştır. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.12.2011, E. 2011/2750, K. 2011/23929)

Kararda yerel mahkeme uygulamasında “Mahkemece, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi gereğince anlaşmalı boşanmalarına karar verilmiş, kararda taraflar arasındaki 10.6.2009 tarihli ‘boşanma sözleşmesinin’ aynen tasdikine denilmekle yetinilmiştir” tespiti yapılmış; ancak protokolün yalnızca tasdik edilmesinin yetersiz olduğu, “Anlaşmalı boşanma kararı verilmesi halinde, bu yönde karar oluşturulurken, taraflar arasında düzenlenen ve mahkemeye ibraz edilen 10.6.2009 tarihli protokolün 4. maddesinde yer alan müşterek ikametgahın kullanımıyla ve devamında kira ödenmesiyle ilgili hak ve yükümlülüğe edayı sağlayacak şekilde hükümde yer verilmesi gerekir” ifadesiyle hüküm fıkrasının infaz kabiliyeti taşıyacak şekilde kurulması gerektiği belirtilmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.11.2010, E. 2009/17486, K. 2010/19777)

Author Image

Av. Yusufhan

Aksoy & Dokuzoğlu Hukuk Bürosu’nun kurucu ortağı olarak, ceza hukuku, ticaret hukuku ve gümrük mevzuatı alanlarında yüksek yoğunluklu ve stratejik dosyalar yürütmekteyim. Mesleki pratiğim, yalnızca hukuki temsil değil, risk analizi, kriz yönetimi ve sürecin bütüncül kontrolünü esas alan bir savunma yaklaşımına dayanmaktadır.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button